Yükleniyor...

25 Nisan 1915 - 9 Ocak 1916: Çanakkale Kara Muharebeleri



 

18 Mart'ta uğradıkları mağlubiyetten sonra müttefiklerin önünde iki seçenek vardı: Ya bu işten vazgeçmek ya da daha önemli kuvvetlerle ve başka bir planla girişimi yenilemek. Birinci şıkkı tercih etmek bu savaştan beklenen bütün maddi ve manevi yararların kaybına ek olarak şöhret, nüfuz ve itibar kaybı da demekti. Bu sebeple ikinci şık seçildi. Çanakkale'ye karadan saldırmak üzere hazırlık yapmak amacıyla Boğaz'ın önündeki kuvvetler Mısır'a ve uzak adalara götürüldü. Buralara yeni kuvvetler getirilmeye ve yığılmaya başlandı.

Türk tarafında ise yakın bir gelecekte karadan bir saldırı yapılacağı öngörüldüğünden Boğaz'ın savunulması yeni baştan düzenlendi.

Çanakkale Boğazı'nı savunmak üzere müstakil bir ordu kurularak buna 5. Ordu ismi verildi ve 25 Mart'ta bu ordunun komutanlığına Alman Askeri Heyeti Başkanı olarak Türkiye'de bulunan General Liman von Sanders (Liman Paşa) getirildi.

Liman von Sanders, 26 Mart'ta Gelibolu'ya gelerek komutayı ele aldı ve ilk iş olarak o zamanki Türk savunma tertibatını değiştirdi. Türk savunma tertibatı çıkarma yapılmaya elverişli sahillerin kuvvetlice tutulması esasına dayanıyordu. Liman savunulması üstlenilen sahiller 150 km. uzunluğunda olduğu ve düşmanın nereye çıkarma yapacağı belli olamayacağından, kuvvetlerin dağınık bulunması yerine belli merkezlerde topluca tutulup sahillerin zayıf gözetleme ve örtme birlikleriyle tutulması ve düşman karaya çıktıktan sonra üzerine sevk edilecek kuvvetlerle gece saldırıları ve süngü hücumlarıyla denize dökülmesi stratejisini benimsedi.

Liman von Sanders'in bu uygulaması o zaman olduğu gibi bugün de çok tartışılmaktadır. Liman Paşa'nın bilerek düşmanın karaya çıkmasına zemin hazırladığı ve böylece Alman menfaatlerine hizmet ettiği söylendi. Ancak Liman'ın bu uygulamasına başta Enver Paşa olmak üzere Çanakkale'de bulunan kolordu ve tümen komutanları karşı çıkmamıştı. Hatta bunun taktik açıdan bir tercih olduğu söylenmişti. Sadece 9. Tümen Komutanı Halil Sami Bey'in bu uygulamanın mahzurlarını belirten bir raporu vardır. Ancak rivayetler ve üstü kapalı suçlamalar savaş sırasında ve sonrasında devam etmiştir. Mesela 27. Alay komutanı Yarbay Şefik Bey Arıburnu Muharebeleri'ni anlattığı raporda bu durumu üstü kapalı ima etmektedir. Bu hususu, yani Liman'ın ve diğer Alman komutanların düşmanın karaya çıkmasını kolaylaştırıcı işler yaptıkları iddiasını en açık olarak Çanakkale'de Kumkale ve Seddülbahir bölgesinde Grup karargâhı kurmay heyetinde bulunmuş olan Bursalı Mehmet Nihat dile getirmektedir. Mehmet Nihat Kumkale'ye yapılan düşman çıkarmasını karşılayan bölüğe, Alman olan tümen komutanı Nicolai tarafından düşmanla karşı karşıya gelmemek ve çıkarmaya izin vermek emrinin verildiğini yazmaktadır.

25 Nisan'a kadar Çanakkale'deki Türk ordusunun kuvveti, iki tümen Saros ve Bolayır bölgesinde, bir tümen Arıburnu, Kabatepe ve Seddülbahir bölgesinde, iki tümen Anadolu yakasında Kumkale'den Beşigeler’e kadar olan bölgede, bir tümen ordu ihtiyatı olarak Eceabat bölgesinde olmak üzere altı tümen ve diğer bazı kuvvetler de katıldığında 75 bin kişilik bir kuvvete ulaşıyordu. Bu kuvvetin savunacağı sahil uzunluğu ise 150 km kadardı.

Düşmanın planı ise şöyleydi:

Müttefik ordu komutanı İngiliz Generali Hamilton'du. İngilizler 4 piyade ve 1 deniz tümeni, Fransızlar da kuvvetli bir tümen ayırmışlardı ki tamamının kuvveti 80 bin asker ve 178 toptu. Bundan başka Hint tümeni de arkadan geliyordu. Her durumda ilk çıkarma için 70.000 insan el altındaydı. Donanma, savaş ve nakliye gemileriyle bir uçak gemisi ile uçak filosu da ihtiva ediyordu. Bu kuvvet o tarihe kadar görülen kara, deniz ve hava kuvvetlerinin bir arada hareket ettiği en büyük amfibi harekâtı gerçekleştirecekti.

Etraflıca yapılan keşifler sonucu asıl kuvvetlerin Seddülbahir bölgesine çıkartılıp buradan ilerlemesi ve Boğaz’ı koruyan merkez istihkâmlarının ele geçirilmesi hedeflenmişti. Bu hareketin Kabatepe'ye bir İngiliz Kolordusu çıkartarak kuvvetli bir şekilde, Kumkale'ye de bir Fransız birliği çıkartarak daha zayıf bir şekilde gizlenmesi ve korunması kararlaştırılmıştı.

Filo bu kez sadece çıkarma çalışmalarını ve karaya çıkacak birliklerin harekâtını korumayı üstlenecek, ancak istihkâmların kara harekâtıyla düşürülmesinden sonra filo Boğaz'a sokulacaktı.

Müttefik ordu başarıdan son derece emindi. Gelibolu önündeki ordu kendini İstanbul'u Müslüman Türklerden kurtaran Haçlı ordusu olarak görüyordu. Bu ordu içinde bulunan İngiliz gazeteci Ashmead Bartlett, "Bu son ve en büyük Haçlı ordusunun Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u almasının ve Haç uğruna savaşıp ölmüş şövalyelerin intikamını alacağını" yazıyordu raporlarında. Hamilton kendini İstanbul'u alan komutan olarak görmekteydi. Türk ordusunu önemsemiyor ve birkaç gün içinde Çanakkale istihkâmlarını ele geçireceklerine kesin gözüyle bakıyordu. Donanmayla beraber kolaylıkla İstanbul'u zapt edeceklerine o kadar emindi ki İstanbul'da geçerli olmak üzere para bile bastırılmıştı.

Türk ordusunun ve askerinin kolaylıkla mağlup edileceğine dair müttefiklere bu hissi veren şey iki sene önce uğranılan Balkan hezimeti olmuştu. Genel kanaat Türk askerinin artık savaş kabiliyetini yitirdiği yönündeydi. Ancak bu onların en büyük yanılgısı olmuş ve karşılarında ölümü hiçe sayarcasına savaşan Türk askerini bulmuşlardır.

 

Muzaffer Albayrak
Tarihçi - Yazar