Yükleniyor...

I. Dünya Savaşı Başlıyor ve Osmanlı Devleti Savaşa Giriyor



 

Çanakkale Savaşlarına girmeden önce I. Dünya Savaşı’nın çıkış sebeplerine, Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı'na girişine ve Çanakkale Savaşlarına kadar gelişen olaylara bakmak konuyu anlamak açısından hiç şüphesiz zaruridir.

20. yüzyılda meydana gelen iki dünya savaşının ilki olan ve sonuçları itibarıyla ikincisinin çıkmasına zemin hazırlayan I. Dünya Savaşının çıkış sebeplerini 19. yüzyıl sonunda meydana gelen siyasî gelişmelerde aramak gerekir kanaatindeyiz.

19. yüzyıl sonunda Avrupalı büyük devletler arasında geçerli olan bir statüko ve güçler dengesi vardı. Bu devletler zaman zaman sıcak çatışmanın eşiğine gelseler de sonuçta birbirlerinin hâkimiyet alanlarına müdahale etmeyen bir denge politikası izliyorlardı. Aralarındaki en büyük çekişme ve rekabeti de Osmanlı topraklarından alınacak pay oluşturuyordu. İstanbul ise başlı başına bir rekabet konusu olup stratejik öneme sahip bu şehrin kendilerinin olmazsa zayıf Osmanlı Devleti'nin elinde bulunmasını şimdilik yeğliyorlardı. 19. yüzyıl başlarında Napolyon bu durumu: "Büyük soru şu: İstanbul'a kim hâkim olacaktır?" sözleriyle ortaya koymuştu.

Ancak bu güçler dengesi 19. yüzyılın son çeyreğinde Almanya'nın ciddi bir güç olarak Avrupa siyaset arenasında boy göstermesiyle bozulmaya başladı. İngiltere, Fransa ve Rusya'nın Afrika ve Asya'da hâkimiyet kurarak oluşturdukları sömürgelere karşı kendi hâkimiyet alanlarını tesis etmeye çalışan ve özellikle Osmanlı Devleti ile ilişkilerini geliştirerek bölgede nüfuz kurmaya çalışan bir Almanya ortaya çıktı. Almanya’nın, bilhassa inşasını üstlendiği Berlin-Bağdat demiryolu projesiyle başta Mısır, Basra Körfezi ve Hindistan yoluna karşı tehdit edici bir vaziyet alması bu üç devleti fazlasıyla endişelendirdi. Bu devletler aralarında güç birliği oluşturmak amacıyla Üçlü İtilaf'ı kurdular. Almanya da buna karşılık Avusturya-Macaristan ve İtalya ile bir araya gelerek Üçlü İttifak'ı tesis etti.

20. yüzyılın başına gelindiğinde Avrupa iki bloğa ayrılmış durumdaydı ve devletler arasında gittikçe gerginleşen bir hava vardı. Nihayet 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da Avusturya veliahdının bir Sırplı tarafından öldürülmesi ile sonucunda milyonlarca insanın öleceği, üç imparatorluğun yıkılacağı, yerlerine yeni devletlerin kurulmasıyla dünya siyasî haritasının değişeceği I. Dünya Savaşı başladı.

 

Osmanlı Devleti Savaşa Giriyor

Osmanlı Devleti 19. yüzyılda Avrupa'daki büyük devletlerin çıkar çatışmalarından faydalanarak yeri geldiğinde -toprak dâhil- tavizler vererek bir denge politikası takip ediyor ve böylelikle varlığını sürdürmeye çalışıyordu. Buna rağmen yüzyıl sonuna gelindiğinde Anadolu ve Rumeli'de mühim toprak kayıplarına uğramış, Kıbrıs, Mısır, Tunus ve Cezayir’i elden çıkmıştı. 20. Yüzyıl başlarında Bosna Hersek, Bulgaristan ve Girit de artık toprakların dışında kalmıştı. Trablusgarp Savaşı sonrasında artık Kuzey Afrika'da Osmanlı yoktu.

Devletin bu sıkışık ve buhranlı dönemini fırsat bilen Balkan Devletlerinin başlattığı savaş sonunda ise artık Osmanlı Devleti Trakya hariç Avrupa kıtasından atılmış durumdaydı.

Balkan Savaşı sonucunda hezimet yaşanması ve Rumeli topraklarının kaybedilmesi, ordu ve millet üzerinde tam bir travma etkisi göstermiştir. Kimse ne olduğunu anlayamadan devletin en gözde vilayetleri düşman eline geçmişti. Balkan Savaşı sonrasında iktidara tamamıyla sahip olan İttihat ve Terakki Hükümeti Balkan Savaşı'nın şokunu atlatmak ve yaralarını sarmak için tedbirler almaya çalıştı. Bunun için ilk önce savaşta büyük bir hezimet yaşayan ordunun yeniden düzenlenmesi yoluna gidildi. Ordunun komuta kadrosunda bazı revizyonlar yapıldı ve Almanya'dan orduyu ıslah için bir askerî heyet getirildi.

Osmanlı Devleti bir taraftan ordu ve donanmasını yeniden yapılandırırken diğer taraftan da bloklaşan Avrupa'da yalnız kalmamak için bir takım diplomatik girişimlerde bulunmaya başladı. Zaten önünde iki seçenek vardı: İtilaf Devletleri safına katılmak veya İttifak Devletleri yanında yer almak.

Önce Fransa ve İngiltere ile ittifak yapılmak istendiyse de bu iki devlet, çıkacak bir savaşta yıkılmasına kesin gözüyle baktıkları hele hele toprakları üzerinde emeller besledikleri Osmanlı Devleti ile bir angajmana girmeye yanaşmadı.

Durum böyle olunca geride kalan son ve tek seçeneğe yönelindi ve 2 Ağustos 1914'te Almanya ve Avusturya-Macaristan ile ittifak antlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre taraflardan biri savaşa girdiğinde diğer devletin de savaşa girmesi şartı vardı. Anlaşmanın imzalandığı günden bir gün önce Almanya Rusya ile savaşa tutuştuğundan anlaşma hükümlerine göre Osmanlı Devleti'nin de Rusya'ya savaş açması gerekirdi. Ancak hükümet silahlı tarafsızlığını ilan etti.

Osmanlı Devleti'nin bu tavrı onun bu aşamada savaşa girmesini istemeyen İtilaf Devletlerince memnunlukla karşılandı. Hatta savaşa girmemesi halinde toprak bütünlüğünü koruyacakları taahhüdünde bile bulundular. Ancak bu vaatler siyasî ve askerî durum gereği oyalama için verilmiş sözlerdi ve savaşın sonunda sıranın Osmanlı Devleti'ne geleceğini hükümet çok iyi bildiğinden bu vaatler çok ciddiye alınmadı.

Osmanlı Devleti'nin silahlı tarafsızlık kararı Almanya'yı hiç de memnun etmemişti. Almanya Osmanlı Devleti'nin bir an önce savaşa girmesini ve Rusya ile İngiltere'ye karşı açacağı cephelerle kendi yükünü hafifletmesini istiyordu. Osmanlı Hükümeti ise savaş hazırlıklarının bitmediğini, seferberliğin tamamlanması için süreye ihtiyacı olduğunu bildirerek zaman kazanmaya çalışıyordu.

Almanya bu süreci çabuklaştırmak için her yolu deniyordu. İşte bu sıralarda Akdeniz'de bulunan iki Alman savaş gemisi peşlerinde İngiliz filosu olduğu halde Çanakkale Boğazı'na geldi ve içeri girmek için izin istedi. Onlara bu izni Enver Paşa'nın kimseye danışmadan re'sen verdiği söylenir ki Başkumandan Vekili olarak buna yetkisi de vardı. Böylece iki gemi Çanakkale'den içeriye girer.

Gemiler içeriye girer, İngiliz filosu dışarıda bırakılır. Tarafsızlık kurallarına aykırı olan bu hareketi İngilizler şiddetle protesto eder. Bu sıkışık durumdan kurtulmak için bir çare aranır ve sonuçta Osmanlı Devletinin bu gemileri Almanya'dan satın aldığı bildirilir. Hatta bu gemilerin, İngiltere'ye sipariş verilen, parası ödendiği ve teslim almaya bir heyet gönderildiği halde, İngiltere'nin savaşın başlamasını bahane ederek el koyduğu iki savaş gemisi Sultan Osman ve Reşadiye'nin yerine alındığı söylenir. Böylece İngiltere'nin bu haksız davranışına da misilleme yapılmış oluyordu. Gerçekten de Osmanlı Donanmasının güçlendirilmesi için son sistem iki gemi alınması gündeme gelmiş ve bu amaçla milli bir kampanya başlatılmıştı. Milletin bağışları ve memurların maaşlarından kesilen paralarla gemilerin bedeli olan para toplanmıştı. Son anda İngiltere'nin bu gemilere el koyması hükümet ve özellikle halk nezdinde İngiltere'ye karşı büyük bir galeyan ve öfkeye sebep olmuş ve hükümetin Almanya ile ittifak yapması bu olay münasebetiyle daha kolay olmuştu.

Çanakkale'den içeriye alınan Goeben ve Breslau savaş gemileri İstanbul'a gelir. Yavuz ve Midilli isimleri verilen gemilere hemen Türk bayrağı çekilir. Hatta Alman personelin başına fes bile takılır. Bu iki geminin komutanı olan Alman Amiral Souchon da donanma komutanlığına getirilir. İngiltere bu oldubittiyi kabullenmek zorunda kalırsa da İngiliz filosu Çanakkale Boğazı önünde nöbet tutmaya başlar ve Boğaz’dan çıkacak gemilere ateş açacağını bildirir. Bu durum üzerine Çanakkale Boğazı bütün gemilere kapatılır. Muhtemel bir saldırıya karşı da Boğaz’daki tabyalar teyakkuza geçirilir ve mayın hatları tesis edilmeye başlanır.

Donanma komutanlığına getirilmiş olan Amiral Souchon tatbikat bahanesiyle Yavuz ve Midilli'nin de dâhil olduğu Osmanlı donanmasını Karadeniz'e çıkarır. 29 Ekim 1914'te Rus limanlarını ve burada bulunan gemileri topa tutar. Bu saldırı üzerine 1 Kasım'da Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş ilan eder. Osmanlı Devleti'ni savaşa sokan bu hareketin kimin emriyle yapıldığı tartışılır. Bu saldırının Almanya'nın önerisi ve Enver Paşa'nın muvafakati ile yapıldığı artık bilinmektedir. Bu saldırıdan Sadrazam Sait Halim Paşa ve hükümetin diğer bakanlarının haberi yoktur. Padişaha zaten danışan yoktur. Sadrazam Sait Halim Paşa, haberi olmaksızın böyle bir saldırıyla devletin savaşa sokulması üzerine istifasını vermiş ancak bizzat padişahın ısrarı ile istifasını geri almıştır.

Rusya'nın ardından 3 Kasım 1914'te İngiliz ve Fransız gemileri Seddülbahir ve Kumkale istihkâmlarını bombardıman ederek Osmanlı Devleti'ne savaş açtı.

Bu saldırı tabyalara zarar vermemiştir. Ancak Seddülbahir Kalesi içindeki tabyanın cephaneliği, isabet eden bir mermi sebebiyle infilak eder ve buraya bitişik korunakta bulunan 5 subay 81 er şehit olur. Seddülbahir'de şehit olan 81 askerimiz, Çanakkale Muharebelerinin ilk şehitleri olarak kabul edilir.

İtilaf Devletlerinin bu saldırıları mukabilinde Osmanlı Hükümeti de 11 Kasım'da İtilaf Devletlerine savaş açtığını bildirir ve 14 Kasım'da Cihad-ı Mukaddes ilan edilir.

 

Muzaffer Albayrak
Tarihçi - Yazar