Yükleniyor...

Kara Savaşları Sırasında Havada, Denizde ve Denizaltında Yaşanan Mücadele



 

Düşman Çanakkale'ye kara ordusunun yanında hava kuvveti de getirmişti. Biri İngiliz biri Fransız iki uçak gemisiyle gelen iki uçak filosu savaş boyunca keşif ve bombalama hizmetlerinde çok önemli görevler yapmıştı. Bunlara karşılık Türk ordusunun elinde toplam dört uçak vardı. Düşman uçakları cephe hattının gerisindeki sivil yerleri bile bombalamaktan geri durmamıştı.

Düşmanın üstün olduğu diğer bir saha da denizaltılardı. Çanakkale savaşları başlamadan önce denizaltı faaliyetleri Boğaz’da görülmüş 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı’nda demirlemiş olan Mesudiye zırhlısı bir İngiliz denizaltısı tarafından batırılmıştı. Kara savaşlarına kadar Boğaz’dan geçmek isteyen denizaltılardan ikisi batırılmıştı. 25 Nisan günü Kara savaşları başladığında bir Avustralya denizaltısı olan AE-2 ilk defa olarak mayın hatlarını ve Boğaz’da gerili olan denizaltı ağını geçerek Marmara'ya girdi. Bu tarihten itibaren savaşın sonuna kadar düşman denizaltıları 13 kez Marmara'ya girdiler ve buradaki faaliyetleri neticesi bir zırhlı (Barbaros Hayreddin zırhlısı), 1 destroyer, 5 gambot, 11 nakliye, 44 buharlı ve 148 yelkenli gemi batırdılar.

Bu denizaltılardan ikisi Çanakkale savaşları öncesinde bir de sonrasında olmak üzere sekizi batırıldı. Fransız Turquoise denizaltısı ise sağlam olarak ele geçirildi ve onu yaralayan topçu erinin ismi yani Müstecip Onbaşı ismi verilerek İstanbul'a götürüldü. Bu denizaltıdan savaş boyunca istifade edilemedi. Mütareke döneminde 1919'da Fransızlar bu denizaltıyı alıp götürdüler.

Düşman denizaltılarının Çanakkale Savaşları boyunca Marmara'da faaliyet göstermeleri Gelibolu'da savaşan orduya ikmal yapılmasını bir süre sekteye uğratmıştı. Bu denizaltılar sivil yolcu gemilerine küçük nakliye gemilerine bile saldırmaktan geri durmuyor, İstanbul önünde yük gemilerini torpilliyor, Gebze-İzmit arasındaki tren hattına sabatoj düzenliyorlardı.

Çanakkale'de lağım savaşları başlı başına bir mücadeleydi. İlk defa Arıburnu'nda görülen lağım patlatma olayı siper kazanmak ve düşmana zayiat verdirmek için her iki tarafça da uygulanmıştı. Bugün Çanakkale'ye ziyarete gittiğinizde Kanlısırt'ı geçtikten sonra Kırmızı Sırt'a varmadan asfalt yolun sağında bu lağım tünellerinden biri hâlâ varlığını korumuş bir halde durmaktadır. Bu tünelin diğer ucu tam karşıda deniz tarafında ağaçlığın içindedir. Düşman siperinin altına doğru toprağın 10-15 metre altında açılan tünel havaya uçurulacak siperin altına geldiğinde buraya patlayıcı madde yerleştiriliyor ve elektrik tertibatıyla uzaktan patlatılıyordu. Patlamayı müteakip oluşan çukur hemen zapt ediliyor ve böylece düşmandan siper kazanılmış oluyordu.

Çanakkale'de yedek subay olarak bulunmuş ve Seddülbahir cephesinde savaşmış olan Münim Mustafa hatıratında bir lağım tecrübesini şöyle anlatmaktadır:

Saat 4.30'du. Düşmanın topçu ateşinden kurtulmak için zeminliklere sığınmıştık. Başucumuzda hadsiz hesapsız patlayan şarapnelleri gözümüzle takip ediyorken birdenbire toprağın içinden sanki tazyik ediliyormuş gibi bir hareket bir inilti duydum.

Bir saniye geçmeden toprak göğe kalkıyormuş gibi bir infilak sesiyle sersemledim. Ne olduğumun farkında değildim. İnsanları aptallaştıracak bir şey olmuştu.

Kulaklarımdan acı acı patlayan bir gürültünün uğultuları geçmemişti; sersem gibiydim. Bu sırada zeminlikten başımı dışarıya çıkardım, bir de ne göreyim! Bol güneşli bir yaz günü olmasına rağmen, güneşle aramızda topraktan bulut gibi bir tabaka hâsıl olmuş, sema ve güneş görülemiyor! Havadan yere mütemadiyen taş, toprak yağıyor ve bu arada parçalanmış insanların muhtelif uzuvları kol, bacak, kemik semadan düşüyor!

Bu bir dakika içinde olmuştu. Bulunduğumuz yeri bunaltıcı siyah bir duman kaplamış göz gözü görmüyor! Boğucu bir hava yaratan dinamit kokusu bize nefes aldırmıyordu. Çukurlarda dere içlerinde tahammül edilemeyecek derecede yakıcı bir gaz kokusu vardı. Herkesin boğazı yanıyor, bazıları baygın bir hâlde yatıyordu. Üstümüz başımız isli kurumlu bacalardan çıkan insanlar gibi kararmış olduğumuz için tanınmayacak bir hâle gelmiştik. Herkes soruyordu: "Ne oluyoruz?"

İleri hatta cepheyi inleten bir piyade ateşi vardı. Düşman birinci müdafaa hattının sağ cenahındaki Aytepe'yi altından lağım atmak suretiyle ortadan yok etmiş! Orada bulunanlardan eser yok. Her zaman düşman bombalarına en fazla maruz kalan Aytepe'yi arıyorum ve göremiyorum. Aytepe'nin yerinde şimdi bir çukur oluşmuş ve düşman açılan bu boşluğa hücum edip almış.

 

Muzaffer Albayrak
Tarihçi - Yazar